27.02.2026
Beğeni ekonomisinin çocukları: Alfa kuşağı görünürlük baskısı altında mı?
UNICEF ve uluslararası araştırmalar, çocukların büyük bölümünün sosyal medyada aktif olduğunu ortaya koyuyor. Uzmanlara göre Alfa kuşağı için sosyal medya artık bilgi edinme alanı değil; bir marka, görünürlük ve gelir platformu. Peki bu dönüşüm fırsat mı, risk mi?
UNICEF ve GSMA raporları, 18 yaş altındaki çocukların yaklaşık yüzde 80’inin internete eriştiğini ortaya koyuyor. Pew Research Center verileri ise gençlerin YouTube, TikTok ve Instagram’ı günlük hayatın ayrılmaz bir parçası haline getirdiğini gösteriyor. Bu tablo, Alfa kuşağının sosyal medyayı bilgi edinme aracı olmaktan çıkarıp bir “görünürlük ve marka alanı” olarak değerlendirdiği yeni bir döneme işaret ediyor. Common Sense Media’nın araştırmaları ise içerik üretimiyle bağlantılı performans baskısının gençlerde kaygı, özgüven sorunları ve onay bağımlılığına yol açabildiğini ortaya koyuyor. Dijital dünya, yeni nesil için hem fırsat hem de kırılganlık alanı yaratıyor.
SOSYAL MEDYA ARTIK “BİREYSEL MARKA” SAHASI
Yozgat Bozok Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Zülfiye Acar Şentürk, TÜRKİNFORM'a yaptığı değerlendirmede alfa kuşağının sosyal medyayla kurduğu ilişkinin önemli bir kırılmayı gösterdiğini belirtiyor. Şentürk, “Alfa kuşağının sosyal medyayı bilgi edinme aracı olmaktan çok bir ‘görünürlük, marka ve gelir alanı’ olarak kullanması dijital kültürde çok önemli bir dönüşümdür. Bu durum ne tamamen olumlu ne de tamamen tehlikelidir; fırsatlar ve riskler aynı anda büyüyor” değerlendirmesinde bulunuyor. Gençlerin erken yaşta kendilerini bir “bireysel marka” olarak konumlandırmayı öğrendiğini söyleyen Şentürk, influencer’lığın artık bir dijital girişimcilik modeli haline geldiğini ifade ediyor: “YouTube veya TikTok üzerinden içerik üreten gençler; içerik üretimi, hedef kitle analizi, dijital pazarlama ve hikâye anlatıcılığı gibi becerileri erken yaşta öğrenebiliyor. Bu yönüyle influencer’lık dijital girişimcilik modeli haline gelmiştir.”
YARATICILIK MI, PERFORMANS BASKISI MI?
Şentürk’e göre sosyal medya, geleneksel medyada kendini ifade etme imkânı bulamayan gençler için demokratik bir alan da sunuyor: “Sanat, bilim, eğitim, oyun ve yaşam deneyimi gibi alanlarda gençler kendini gösterebiliyor. Bu durum demokratikleşmiş bir medya ortamı oluşturuyor. Asıl mesele bu ortamın nasıl değerlendirildiğidir.” Ancak riskler de az değil. En büyük tehlike ise kimliğin performansa dönüşmesi. “Gençler artık kim olduklarıyla değil, nasıl göründükleriyle değer görmeye başlıyor. Beğeni arttıkça değer duygusu artıyor. Bu da özgüven sorunları, sürekli onay ihtiyacı ve dijital bağımlılık riskini beraberinde getiriyor.”
“ÜRÜNE DÖNÜŞEN” ÇOCUKLAR RİSKİ
Şentürk, sosyal medyanın artık yalnızca paylaşım alanı değil; aynı zamanda görünür tüketim ve yaşam tarzı pazarlama platformuna dönüştüğünü vurguluyor. “Sorun, çocuk ve gençlerin bir ‘ürün’ haline dönüşmesidir. Daha çok izlenme ve dikkat çekme isteği, riskli davranışlara, aşırı teşhire ve sansasyonel içeriklere yol açabiliyor. Mahremiyet kavramı çok erken yaşta aşınıyor.” I
ÇÖZÜM: DİJİTAL OKURYAZARLIK VE REHBERLİK
Uzmanlara göre bu sürecin sağlıklı yönetilmesi yasaklarla değil, bilinçle mümkün. Şentürk, gençlerin rehbersiz dijital sosyalleşme yerine medya okuryazarlığı, dijital kimlik yönetimi ve etik içerik üretimi konusunda desteklenmesi gerektiğini belirtiyor. Alfa kuşağı için sosyal medya ne tamamen bir tehdit ne de yalnızca bir fırsat. Ancak görünen o ki “beğeni ekonomisi”nin kuralları değiştikçe çocukluk ve gençlik deneyimi de yeniden şekilleniyor. Asıl mesele, bu dönüşümün bilinçli şekilde yönetilip yönetilemeyeceği.